Recent Updates Toggle Comment Threads | Klavye Kısayolları

  • Zafer Kılıç Tiyatro Sanatçısı-Yazar 07:11 on 15 December 2011 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags:   


    Ruhun benimle olduğu müddetçe, bedenini kimde unuttuğun bir istatistik sadece…

     
  • Zafer Kılıç Tiyatro Sanatçısı-Yazar 06:57 on 15 December 2011 Kalıcı Bağlantı | Cevapla  


    Günümüzde hala; “atalarımızdan top çıkmaz” diyerek Selçuklu, Osmanlı’lı atalarına toz kondurmayan “Ata erkil” sistemin maço-milliyetçi-muhafazakar lügatindan beslenen eşcinseller var. Sormak lazım ; dedeler “top” değildi de, torunlar neden böyle oldu?..

     
  • Zafer Kılıç Tiyatro Sanatçısı-Yazar 06:18 on 15 December 2011 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: Köy, Köye Öğrenci Yardımı,   


    Aşağıda Nur isimli bir arkadaşın tarafıma gönderdiği e-mektubunu ve benim cevabımı bulacaksınız. Lütfen bu tür projelere destek verin…

    özür dilerim ama istediğimi anlatmama izin vermek zorundasınız. tamam zorunda olmayabilirsiniz ama ben sizin yerinizde olsaydım “bu kızın derdi ne yapıştı yakama” diye sorardım.

    Ben bunu bi geri dönüş olarak kabul ediyorum ve anlatıyorum. Nedir benim derdim? Benim derdim tamamen Köy çocuklarıdır. Şöyle ki; Uludağ üniversitesi öğrencisiyim. Üniversitede bi projemiz var ismi: K.Ö.Y (Köye Öğrenci Yardımı ) Projesi. Ama nasıl yardım? Öyle “Hadi Kitap Topluyoruz !” vs tarzı bi yardım değil bu. Biz o kitapları oraya bıraktıktan sonra çocukların okuyabilme ihtimallerini bilmediğimiz için kitapları alıp gidip okutuyoruz. Nasıl oluyo bu şöyle oluyo. Her pazar sabah 8′de köye gidiyoruz ve akşama kadar orda çocuklarla değişik etkinlikler yapıyoruz. Her pazar aynı köy aynı okul. Böylece bi dönemi tamamlıyoruz.İnanın bunun ucunda aldığımız bi para veya bi not yok. Sadece BİZ BİR HAYAL KURDUK. Burdan da çalışmalarımızı takip edebilirsiniz.( http://koytakip.bizbirhayalkurduk.org/anasayfa/)

    Hmm gelelim benim sizinle derdime. Ben bu K.Ö.Y. Projesinin Sanat ekibindeyim. Ve çocuklarımla bu sene tiyatro çalışıyoruz. Onlara uygun bi oyun ararken sizin Ünzile (dans tiyatrosu) isimli videonuzu gördüm. İnanın çocuklar için bundan daha uygun bi oyun olamaz benim çocuklarım için. Ben deli gibi oyun arıyodum ama bulamıyodum ve bunu gördüm. Ve tek kelimeyle BAYILDIM. Ekip arkadaşlarımla üç gündür izleyip izleyip ağlıyoruz öyle sevdik oyunu. Sizden istediğim birincisi bu oyunu oynatmam için bana izin vermeniz. Ben bu oyunu alıp izinsiz de oynatabilirdim ama böyle bi saygısızlığı kabul edemem o sizin emeğiniz. O yüzden izin vermenizi çok istiyorum o yüzden günlerdir sizi rahatsız ediyorum. İkinci isteğimse bu oyunun adı sanırım “Her şeye Söz Gerekmez” bu oyunun metni veya videoları hani bana yardımcı olabilicek bişeyler varsa atmanız. Nasıl başlamalıyım çalıştırmaya nerden başlamalıyım. Bu konularda bana yardım ederseniz o kadar sevinicem ki çenemden de kurtulmuş olucaksınız.( Gerçi dikkate alıp okuyo musunuz bilmiyorum ama !? ) Ayrıca artık lütfen bi tepki verin yoksa özür dilerim ama sizin burnu büyük bi yazar olduğunuzu düşünücem hiç öyle hissetmesemde. ( Bazen tutamıyorum kendimi ama aslında tutmakta istemiyorum insan neden düşüncesini saklasın ki ) Lütfen bi cevap verin kötüde olsa bunu kaldırabilicek bi insanım ben lütfen ama. Bana güvenebilirsiniz ayrıca nasıl ki ben tanımadan size bu kadar güvendiysem. Şimdiden çoook teşekkür ederim ,Sevgiler -Nur-

    —–

    Merhaba Nur;

    Mesajların daha önce ulaşmadı bana, ya da ben nereye bakacağımı bilememiş olabilirim. Mail kutumu kontrol ederim, ama facebook da mesaj kutusuna doğrusu sık bakamıyorum. Bundandır sana cevap yazamamam.

    Okulunuzun bu projesini çok beğendim, takdir ettim. Senin ve genç arkadaşların, çoğu zaman unuttuğumuz çocukları, böylesi sosyal içerikli projelerle hatırlaması, onlarla ilgilenmesi sevindirici. Ticarî olmadığı, sosyal tabanlı olduğu sürece çalışmalarımı istediğin gibi kullanmakta özgürsün sevgili Nur. Danışma nezaketinde bulunduğun içinde ayrıca teşekkür ederim.

    Her şeye söz gerekmez, koreografiye dayalı, metinsiz (alt metinli) bir çalışmaydı. Her biri, ayrı konuları beden diliyle işleyen, beş ayrı parçadan oluşan çocuklara dönük bir performans gösterisiydi. Bu beş parça “Her şeye söz gerekmez” adıyla bütün haline getirildi. Bu çalışmanın iki parçası (Ünzile ve Mevlana) internetin sosyal ağlarında paylaşıldı. Ancak, diğer üç parçayı yayınlama fırsatını zamansal açıdan bulamadım. Şu halde, metin olmadığı için sana ancak görsellerini yollayabilirim. Koreografiyi öze sadık kalarak değiştirebilir veya bir atölye çalışmasıyla çocuklarında yaratıcılıklarını koyduğu sil baştan bir koreografi düzenleyebilirsiniz. Bu açılardan serbestsiniz.

    Bununla birlikte, metinli bir oyun tercih ederseniz şayet, çocuklar için kaleme aldığım Ko-Medya isimli müzikli oyunu çalışabilirsiniz. Bunun metnini ve müziklerini tarafıma ulaştıracağın bir mail adresiyle yollayabilirim. Bu çalışmanın tamamını internette görsel olarak bulup izleme olanağın var.

    Bu çalışmalarınızın başkalarına örnek olması, bu tür samimî, içten sosyal çalışmaların çoğalması için izninle bu mektubunu -doğallığını bozmadan- paylaşıyorum. Umarım bir gün vakit yaratır sizinle birlikte bir köye gider drama çalışması yaparız. Bundan memnuniyet duyarım. Sevgiler ve tebrikler..

    http://koytakip.bizbirhayalkurduk.org/anasayfa/

     
  • Zafer Kılıç Tiyatro Sanatçısı-Yazar 06:15 on 15 December 2011 Kalıcı Bağlantı | Cevapla  


    erkekler: sen biseksüel değilsin, kadınlarla ilgileniyor, bize de ideolojin gereği eyvallah diyorsun, diyorlar. kadınlar: yani şimdi hiç mi şansımız yok zafer?, diye soruyorlar. iki arada bi derede kaldım dostlar. ben beceremedim, varın siz çıkın şu işin içinden ölmüşlerinizin rahmetine…

     
  • Zafer Kılıç Tiyatro Sanatçısı-Yazar 06:14 on 15 December 2011 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags:   


    Ağzı olan öpüşüyo… Birazda konuşmak lazım.. Şu çivisi çıkmış dünya meseleleri hakkında..

     
  • Zafer Kılıç Tiyatro Sanatçısı-Yazar 06:13 on 15 December 2011 Kalıcı Bağlantı | Cevapla  


    Cumhurbaşkanı mezun olduğu İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesini ziyaret etmiş. Bölümde tüm dersler iki gün dondurulmuş. Okulda öğrenci dışında herkes var. Yalakalar, dalkavuklar, çok yaşa padişahımcılar el pençe divan.. Teşekkür konuşmaları, plaket törenleri.. Rektörün eli titriyor, bi düşürüp bi elinden kaçıyor plaketin içini, bi türlü doğrultupta reisine veremiyor. Derken, dışarıda eylem yapan 5-6 öğrenciyi polisler yaka paça bastırıp, sloganlarını ağzına tıkayıp göz altına alıyor. En tuhafıysa zirzopluk yaparlar diye reisi karşılamaya üniversite öğrencileri alınmayınca yandaki anasınıfının bebelerini getiriyorlar.. :) Zararsız veletler işte, al karşına sabaha kadar memleket meselelerini tartış.. :)

     
  • Zafer Kılıç Tiyatro Sanatçısı-Yazar 06:13 on 15 December 2011 Kalıcı Bağlantı | Cevapla  


    yavşadığım eleman Türk Silahlı Kuvvetlerinde Terörle Mücadelede çalışıyormuş. “n’aber yakışıklı, çok fenasın?” diye mesaj attım. “yanlış istihbarat vermişler sana kardeş” diye cevap yazdı. herif hem hetero hem psiko çıktı. eyvahlar olsun, az daha sıçıyodun oğlum zafer, diye mırıldanıp hemen volta aldım :)

     
  • Zafer Kılıç Tiyatro Sanatçısı-Yazar 06:12 on 15 December 2011 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: Ateizm, Din Eleştirisi, Diyalektik, Marksizm, Materyalizm, Richard Dawkins,   


    Dini bağnazlığı, yobazlığı eleştirebilirsin, dinin özünü de eleştirebilirsin, ama işin iç yüzünü doğru değerlendirmeden, yobazlığın, sağcılığın, gericiliği dinamitleyen, besleyen, koruyan asıl faktörleri ve aktörleri bulup ortaya çıkarmadan ya da bilinçlice saman altı ederek yapılan bir mücadele ilerici, yapıcı bir mücadele olamaz. bunun ayırdına varmak lazım. şu Dawkins arkadaş evrimci bilim adamı kimliği bir yanda, sığ bir ateizm propagandacılığı ve din karşıtlığı kimliği öbür kefede kendisi bile ne yaptığının farkında değil. bu yanlış yönteminden dolayı muhafazakar ve seküler inançlılar evrim teorisinden soğudular neredeyse. Ateist olupta materyalist olamamak böyle bir şey işte..

    Feodalizmi deviren burjuva bir yandan onun aristokrat (kulluk bilinci) kültürünü, idealizmini, ruhaniliğini çıkarları gereği devam ettirirken öte yandan yine kendine karşı olası tehlikelerinden dolayı teolojik inançların radikalliğini kendi bilim adamlarınca, burjuva entelektüellerince minimalize etmeye çalışıyor. Geçim derdine düşmüş, üreten, tüketen, ezilen, sömürülen insanların geleneksel dinleriyle, kültürleriyle ilgilenecek zamanları ve halleri kalmamışken, zaten bir meta dinine doğru kanalize edilmişken, işçi sınıfının gündemini değiştirmek, örgütlülüğünü yok etmek için yapılan bu din karşıtı çalışmaların, kullanılan ayrılıkçı, irite edici jargonun, sınıf bilincini ve mücadelesini parçalamaya, yok etmeye dönük olduğu maalesef entel çevrelerce ıskalanmakta yahut bilinçli olarak görmezden gelinmektedir. Oysa aynı burjuva yukarıda da değindiğim gibi Orta doğuda, Asya da muhafazakar, dindar kadroları çıkarları gereği destelemekte, onları yönetime getirmektedir. Batıdaysa sağcı, muhafazakar, liberal kadroları desteklemektedir. Bana göre yeni dünya düzeninin tek devlet-tek din projesi çerçevesinin bir ayağı olan bu çalışmalara karşı dünya Marksistlerinin, enternasyonal sosyalistlerin bilinçli olması, bu oyunlara ortak olmaması ve kendi alternatif çözümünü bu tür çağdaş emperyalist projelerin karşısına yapıcı bir dil ve yöntemle koyabilmelidir. Ayrıca bu vidyonun başlığına neden “diyalektik” sözcüğü eklenmiş/kullanılmış o da ayrı bir dert. Bu sohbetin neresinde diyalektik bir yaklaşım vardır? Dindarlar onlara saldırıyormuş, onlar da neden dindarlara saldırmasın mış..? Dostlar, gerçek şu ki; bir gurup elitist burjuva ateisti ile bir gurup elitist burjuva dindarı arasındaki bu mücadele biz emekçileri hiç ilgilendirmemektedir. Bizim mücadelemiz bu tür bir iktidar mücadelesi değil, sınıf mücadelesidir. Biz Marksistler dil, din, ırk, cinsiyet, cinsel yönelim ayrımı yapmadan herkesin emek mücadelesi içinde var olmasını gerektiğini söyleriz. İnsanları kültürel kimliklerine göre yargılayıp cahil diye etiketlemez, bunun yerine eşitlikçi, devrimci, yenilikçi bilimlerin, eğitimin önünü açar insanların kendilerinin keşfederek aydınlanmasını sağlarız. İnsanları cahil bırakan kapitalist sistemin kendisiyken, kalkıp sözüm ona toplumsal aydınlanma adına cahillikle mücadele etmesi ikiyüzlülükten, sahtekarlıktan başka nedir? Şu aşağıdaki şiirim tamda böylesi durumlar içindir belki de:

    İnsan/der kimisi/yaratılmışların en şereflisi/kimisi de der/insan/doğa yasalarının aciz nesnesi/görünüşte zıt dursalar da birbirine/din-ü ilmin evlilik müessesi/ve dahi akçesi/fukaraya karşı sermayenin elinde/daima birdir, beraberdir ikisi… Ve sual ederse zatıma cihanın beşerîsi/en iyisi/ derim iki tezin diyalektik sentezi/mamafih/boş lâftır bundan kellisi…

    Zafer Kılıç

     
  • Zafer Kılıç Tiyatro Sanatçısı-Yazar 06:06 on 15 December 2011 Kalıcı Bağlantı | Cevapla  


    Bu türküyü ne çok severim. Bu oğlanda pek güzel yorumlamış incecik sesiyle…

     
  • Zafer Kılıç Tiyatro Sanatçısı-Yazar 06:05 on 15 December 2011 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: Sırrı Süreyya Önder,   


    bana kalırsa meclis tarihinin gelmiş geçmiş en önemli, en kapsamlı, en radikal konuşması.. Fuzuli (veya Hayali) nin şu sözü geldi aklıma: Ol mahiler ki derya içredir, deryayı bilmezler..

     
  • Zafer Kılıç Tiyatro Sanatçısı-Yazar 06:03 on 15 December 2011 Kalıcı Bağlantı | Cevapla  


    Adam “havada baya soğuk” diyor, 2506 kişi beğenir. “N’olcak bu memleketin hali?” diyorum, beğenen üç kişi. Ergen “pisi yediliyi (o da her neyse artık) izleyen kim var?” diyor, 6482 kişi beğeniyor. Ben “aptal kutusunun geri zekalı toplumu” diyorum, gene üç kişi beğeniyor. Hep üç kişi, ne az ne çok. Hadi hayırlısı..

     
  • Zafer Kılıç Tiyatro Sanatçısı-Yazar 06:00 on 15 December 2011 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: Marks,   


    Marks’ı okumak gerek Marks’ı. Batı toplumları gittikçe gericileşirken, fırsatı iyi değerlendirip aradaki farkı kapatmak, hem kendimize hemde batıya çağ atlatmak için Marks’ı okumak gerek Marks’ı…

     
  • Zafer Kılıç Tiyatro Sanatçısı-Yazar 06:00 on 15 December 2011 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: Ahmet Arif, Ahmet Kaya,   


    Bizi bize anlatan iki koca yürek, iki yitik hasret, iki parça çan, sesine, mısralarına kurban olduğum iki Ahmet: bilmezler nasıl arardık, nasıl sevdik birbirimizi.. Sizi kaburgalarımın altın parçası, sizi dişlerimde elma kokusu, bir daha hangi ana doğurur sizi.. ?

    En uzak, o adsız ve kimselersiz,
    O yitik yıldızda duyuyor musun?
    Bir stradivarius inler kendi kendine,
    Yayı, reçinesi, köprüsü yeşil.
    Önce bendim diyor ve sonra benim…
    Ölümsüz, güzel ve çetin.
    Ezgisidir dolaşan bütün evreni,
    Bilinen, bilinmeyen ıssızlıkları.
    Canımı, tüylerimi sarmada şimdi
    Kendi rüzgarıyla vurgun…
    Sarıyor yeşil.

    Rüya, bütün çektigimiz.
    Rüya kahrım, rüya zindan.
    Nasıl da yılları buldu,
    Bir mısra boyu maceram…

    Yivlerinde yeşil güller fışkırmış,
    Susmuş bütün namlular…
    Susmuş dağ,
    Susmuş deniz.
    Dünya mışıl-mışıl,
    Uykular derin,
    Yılan su getirir yavru serçeye,
    Kısır kadin, maviş bir kız doğurmuş,
    Memeleri bereketli ve serin…
    Sağıyor yeşil.

    Aydım yarı gecede,
    Neron, çocuk kitaplarında çirkin bir surat,
    Ve Sezarsa, bir ad, yıkıntılarda.
    Ama hançer taşı sanki
    Koca Kartaca!
    Hani, kibrit suyu vermişlerdi üstüne
    Bak nasıl alıyor, yigit,
    Binlerce yıl da sonra
    Alıyor yesil.

    Vurur dağın doruğundan
    Atmacamın çalkara,
    Yalın gölgesi.
    Kuş vurmaz, tavşan almaz,
    Ama aç, azgın
    Köpek balıklarıydı parçaladığı
    Bak, Tiber saygılı, suskun.
    Bak Nilüfer dizisi zinciri.
    Bunlar bukağısı, kolbağlarıdır,
    Cihanın ilk umudu, ilk sevgilisi,
    Ve ilk gerillası Spartakus’un.
    Susuyor yeşil.

    Ruhum…
    Mısra çekiyorum, haberin olsun.
    Çarşılarin en küçük meyhanesi bu,
    Saçları yüzümde kardeş, çocuksu.
    Derimizin altında o olüm namussuzu…
    Ve Ahmedin işi ilk rasgidiyor.
    İlktir dost elinin hançersizliği…
    Ağlıyor yeşil.

     
  • Zafer Kılıç Tiyatro Sanatçısı-Yazar 05:59 on 15 December 2011 Kalıcı Bağlantı | Cevapla  


    Bu facebook adamı tembelleştiriyor vallah billah. deminden beri saçma salak şeyler paylaşıp duruyom. can sıkıntısı işte. yoksa fakirin mastürbasyon aleti, parmağına mahkum. boşuna adına “düzen” dememişler yarım küresine sıçtığımın dünyasına.. neyse sizi de ağlatmayayım şimdi kendi derdimle. son restimi de çekip gideyim alem-i irealden.. belki gene görüşürüz, nasip kısmet…

    “Sıkılır sonra insan polyannacılık oynamaktan. Lanet olunur imkânsız aşklara meyilli olan bana. Tehlike sınıfı yüksek aşklara hormon salgılayan hücrelerime, durmadan bitkisel hayata kendini sürükleyen DNA sarmalıma. Beter acılar yaşatıp beni sınadığını iddia eden metafiziğe, ideal aşk saçmalığını topluma aşılayan medyaya, beni kategorize eden çift çekirdekli aile kurumuna, duygularımı illegalleştiren devlete.. “

     
  • Zafer Kılıç Tiyatro Sanatçısı-Yazar 05:58 on 15 December 2011 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: Çapkın, Düzen, Fakir, Playboy, Sapık, , Zengin   


    Zengin ve çapkın = playboy. Fakir ve çapkın = sapık.. Bu düzende hep düzülürsün, düzüldüğüne hep üzülürsün…

     
  • Zafer Kılıç Tiyatro Sanatçısı-Yazar 05:55 on 15 December 2011 Kalıcı Bağlantı | Cevapla  


    Çalgıcı karısı binnaz, yedin bitirdin nazınla abe şuncacık ömürcağmızı.. aşkından kuru siska çelimsiz bir uğlana dündürdün beni… zikeyim te büle aşkın ızdırabını.. :(

     
  • Zafer Kılıç Tiyatro Sanatçısı-Yazar 05:55 on 15 December 2011 Kalıcı Bağlantı | Cevapla  


    Bazen ihtiyaç duyuyor insan, sevildiğini bilmeye…

     
  • Zafer Kılıç Tiyatro Sanatçısı-Yazar 05:54 on 15 December 2011 Kalıcı Bağlantı | Cevapla  


    Kızın tekiyle bir aydır dürtüp duruyoruz birbirimizi, bakalım sonu ne olacak…

     
  • Zafer Kılıç Tiyatro Sanatçısı-Yazar 05:54 on 15 December 2011 Kalıcı Bağlantı | Cevapla  


    Balıklı Rum hastanesinin karşısındaki butik lokantada çorba 2.5 lira. yanındaki eczanede fotokopi çektirmek beleş.. sonuncusundan emin değilim, ya da bana özel çekti hatun…

     
  • Zafer Kılıç Tiyatro Sanatçısı-Yazar 05:51 on 15 December 2011 Kalıcı Bağlantı | Cevapla  


    Balıklı Rum hastanesinin karşısındaki butik lokantada çorba 2.5 lira. yanındaki eczanede fotokopi çektirmek beleş.. sonuncusundan emin değilim, ya da bana özel çekti hatun…

     
  • Zafer Kılıç Tiyatro Sanatçısı-Yazar 05:51 on 15 December 2011 Kalıcı Bağlantı | Cevapla  


    Sümüklüyüm, saçlarımı yana tararım, yumurta topuk Converse giyerim, bol paça pantolon takılırım, bağrımı sonuna kadar açarım, tespihsiz sokağa çıkmam, sakin caddelerde duvarlara tükürrüm, canım sıkıldımı adam döverim, yağlı güreş severim, murat 131 ciyim annadın mı ♥

     
  • Zafer Kılıç Tiyatro Sanatçısı-Yazar 05:49 on 15 December 2011 Kalıcı Bağlantı | Cevapla  


    Seni sen yapan ne varsa…

    Senin içinde veya dışında, sana uzak sana dair, senden öte senden ziyade,

    Maddeleş bir tezahürde yahut mistik bir inanışta..

    Bu makalede yapacağım analiz kuvvetle muhtemel zamanın ruhuna (zeitgeist) tutunmaya çalışan, ilkel güdüleri ile modern insan arasında sıkışıp kalmış bir cins; homo ve onun gelişmiş türü: sapiens’in “içgüdü-bilinç ilişkisi”ni ortaya koyacak. Şimdi benimle devam edip son derece sıkıcı bir keşfe katılabilir yahut alt+f4 yapıp bu kışkırtıcı yazıdan derhal kurtulabilir, daha iyi bir seçenek için televizyon karşısına kurulabilirsin.

    http://zaferrkilic.blogspot.com/2010/12/sanat-sanatc-sanat-toplum-sanat-medya.html

     
  • Zafer Kılıç Tiyatro Sanatçısı-Yazar 05:48 on 15 December 2011 Kalıcı Bağlantı | Cevapla  


    Bu izlek Heidegger’den Nietzsche’ye “insanın sonu” teorisinin varacağı noktadır aynı zamanda. Hayvanla üstinsan arasında ki insan, içgüdüsel eğilimlerini minimalize edip yetkin bilince ulaşınca büyük ölçüde kendini dönüştürüp, gerçekleştirebilecektir. İnsan defolup gittiğinde yerini üstinsana bırakacaktır. Üstün insana giden tehlikeli geçişte bulunan yaratıcı bir sanatçı bu sahne ve oyuncu ilişkisi çıkarımını iki açıdan ele alır. Mesleki ve Felsefi.

    Tıpkı bütün olay ve olguların temelinde felsefe olduğu gibi sanatında doğasında felsefe yatar. Öyle ki, klasik tiyatrodan politik tiyatroya, Antik Yunan tragedialarından geleneksel Türk tiyatrosuna, Homeros’lardan Dedekorkut’lara, Afrika yerlilerinin folklorik gösterilerinden Şaman’a, Rus edebi klasiklerinden postmodernist batı eserlerine, uzak doğunun seremonik ritüellerinden Amerika kıtasının şaşalı Brodway müzikallerine, Shakespeare oyunculuğundan Stanislavski tekniğine, Meyerhold’dan Diderot’a, Dümbüllü İsmail’den Brecht’e (kronolojik sıralamayı kendin yap canım) değin varacağımız son nokta felsefenin iki metodunun “idealizm ile materyalizmin” çatışmasıdır. Başka bir değişle; Teizm ile Ateizm. Burada oyuncunun kendine soracağı başat soru duygusal dürtülerin hâkim olduğu bir oyunculuk mu yoksa ussal bir oyunculuk mu? Sorunsalıdır. Duygu ağırlıklı bir oyunculuk içgüdüsel bir karşılık bulur sahnede veya kamera karşısında. Nietzsche’ye göre duygusal insan kişilik açısından zayıf insandır. Bana göre de öyledir zira duygusal insan çevresinde gelişen olaylara mantığa dayalı eleştirel yaklaşım geliştiremeyeceği için çabuk kandırılabilir ve bu açıdan egemen sınıfların, siyasilerin, cemaatlerin, ordunun, çevresinin, ailesinin bilcümle kutsallaştırılan her kişi ve kurumun çıkarları gereği yönlendirdiği modern bir köleden farkı yoktur. Din görevlisinin duygusal bir fetvasında, bir siyasinin milli içerikli demagojik bir demecinde, başka bir politikacının seçim öncesi yoksulluk temalı içli, lirik, coşkulu bir ulusa seslenişi sonrasında dağıtacağını duyurduğu bir kilo kömür vaadinde, bir televizyon programının melodram kurgusunda, bir şarkıcının duygu yoğunluklu şarkısında, bir dizi filmin trajik veya komik bir sahnesinde hep içgüdüsel tepkimeler verir.

    Modern oyuncu kendisini metalaştırdığı için yahut farkında olmaksızın metalaştırıldığı için seyirciyi salt hayvani güdüleri ile ele almakta, kısaca onu hayvan yerine koymaktadır. Çünkü kendisi de bir hayvandır! Us’a dayalı bir alışkanlığı olmadığından ekran başında olanları, salondaki seyircileri eleştirel düşünceye yöneltemez. Durmadan duygularına, dürtülerine hitap eder izleyicinin. Güldürmeyi, kızdırmayı, duygulandırıp ağlatmayı bir hüner, bir başarı sanır. Hatta bazen kendi filmini banttan izlediğinde kendini o duygu seline kaptırmaktan alıkoyamaz, ağlarda ağlar. Oyuncu filmde ağlar, seyirci sinemada, tiyatroda, TV. başında ağlar, imamı cuma hutbesinde, başbakanı kürsü başında, şarkıcısı haber programında ağlar, komedyeni milyon dolarları götürdüğü halde korsan kasetine ağlar, mebusu maaşının azlığına ağlar, vatandaşı ağlar, anası ağlar. Modern sanatın ve modern insanın algı seviyesidir bu. Senaristi, yönetmeni, oyuncusu hep bir elden duyguya yönelik bir öyküleme, bir aksiyon yaratma gayreti içerisinde debelenip dururlar…

     
  • Zafer Kılıç Tiyatro Sanatçısı-Yazar 05:46 on 15 December 2011 Kalıcı Bağlantı | Cevapla  


    İnsanlar..

    Ahhh! İnsanlar..

    Kendilerinden ışık yılı uzak olduğum, onlarla farklı çağlarda yaşadığım için onlardan nefret ettiğim yinede onlarsız yapamadığım caanım insanlar..

     
  • Zafer Kılıç Tiyatro Sanatçısı-Yazar 05:45 on 15 December 2011 Kalıcı Bağlantı | Cevapla  


    Toprak ananın çocukları koşuşturmayı durdurup şu soruya ivedi cevap bulmak zorundadır. İçgüdülerimizin komuta merkezi orta beyin mi, yoksa bilincin komuta merkezi ön korteksi mi kullanacağız? İnsanlık bunu çözerse daha da beni nah facebokta görürsünüz…

     
  • Zafer Kılıç Tiyatro Sanatçısı-Yazar 05:44 on 15 December 2011 Kalıcı Bağlantı | Cevapla  


    Ben n’apıyorum? Allaşkına ben n’apıyorum? Tek cümle: Aristokrat kültürün bağrından kopup gelen şu lanet burjuva sisteminin ekonomisini ve ahlakını insanlara yabancılaştırmaya çalışıyorum. Ben bunu yapıyorum. Ya sen n’apıosun hayalleri, idealleri, inancı kafa tasından küçük adam?

     
  • Zafer Kılıç Tiyatro Sanatçısı-Yazar 05:41 on 15 December 2011 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: Eşcinsellerin Aileleri, Homofobi,   


    Zach’a bak! yürü be oğlum kim tutar seni… Nitelikli safsata: eşcinsellik bulaşıcıdır, özendirmemek lazım, gözden ırak yaşasınlar, olmadı başını ezelim! Bu videodan sonra hepimiz eşcinsel olduk ya zaten… Kerameti kendinde menkul homofobik arkadaşlarıma gelsin…

     
  • Zafer Kılıç Tiyatro Sanatçısı-Yazar 05:39 on 15 December 2011 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , Zeitgeist   


    ‎”…Ekonomi derken de Zeitgeist belgesellerinde hedef saptırılıp “yönetim biçimi yerine paraya odaklanıldığı” şekilde algılamamak gerekir. İnsanlığın sorunu metanın değişim aracı olarak para değil, bu parasal sistemin nasıl yönetildiğidir. Bu yüzden meseleye ideolojik değil sınıfsal yaklaşmak, bu tür hareketlere yönelen insanları emek mücadelesine kanalize etmek gerekir. Komünizmin bu ayrımını ve amacını iyi bilen Zeitgeist hareketi belgesellerinde komünizmi bu yüzden kötülemektedir! Parayı belli bir azınlığın saadeti için mi, yoksa bütün insanlığın refahı için mi kullanacağız? Mesele budur. Zeitgeist hedef saptırarak meseleyi bir araç olarak paraya indirgiyor, ve paranın kullanımdan kalkmasıyla insanlığa bir cennet öneriyor. Belgeseli izleyenlerde (hedef kitle gençler) bu albenili, cazibeli teklife kapılıp sınıfsal bir mücadele olmadan, sihirli bir değnekle her şeyin düzeleceğine inandırılmaya yöneltiliyor…”

    http://bonoboizm.blogspot.com/2011/05/nasil-bir-yeni-dunya-duzeni.html#.TuZmFNUH_0o.facebook

     
  • Zafer Kılıç Tiyatro Sanatçısı-Yazar 05:36 on 15 December 2011 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: Rojda   


    Rojda’nın sesine bayılanlardanım. Evet, müzik evrenseldir, ama gırtlak, söyleyiş, nağmeler bir bölgenin sistematik olarak yaşadığı bütün hüzünleri nasıl olur da böyle sevinç içinde coşkuyla yorumlar, pek takdire şayandır, sözleri popüler olsa da eli öpülesidir. De haydi halaya zaman…

     
  • Zafer Kılıç Tiyatro Sanatçısı-Yazar 05:35 on 15 December 2011 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags:   


    benim kadınım, salaş olmalı. biraz pespaye, ama şipşak hazır olan cinsten. mükemmeliyetçi değil kaotik olmalı. ince naif ama şenşakrak. makyajı da meşrepliği gibi hafif olmalı. biraz küfürbaz ama değil madrabaz. felsefede zekasıyla, karyolada edasıyla cenk etmeli. ne viskici ne şampanyacı, sapına kadar biracı, şarapçı, rakıcı…

     
  • Zafer Kılıç Tiyatro Sanatçısı-Yazar 05:34 on 15 December 2011 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: Erdal Eren, Sezen Aksu,   


    Birde şöyle bişi var. Ben bunu çocukluğumda dinlerdim, ama bilmezdim Erdal Eren için yazıldığını. İdamdan önceki son fotoğrafını gören Sezen, Aysel Gürel’e verir ve söz yazmasını ister, derken devreye Onno Tunç girer beste yapar ve bu klasik üçlüden bu şarkı çıkar..

     
  • Zafer Kılıç Tiyatro Sanatçısı-Yazar 05:31 on 15 December 2011 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags:   


    Allah işte, yarattı mı o biçim yaratıyor… Havada mevsime nazaran bi güzel bi güzel, tam sevişmelik Kuran evliya çarpsın.. Hani Yılmaz bi şiirinde diyoya: sana bakmak Allah’a inanmaktır, diye.. Bu süt çocuğu da öyle bişi işte. Bence bir kadın bi erkeğe hiç böyle şiirler yazmamıştır, neden hep biz yazıyor hatunlar? Bitek istisna var, Gül, diye bi arkadaşım. Gizliden yazar ama çok fena yazar bu konularda, adamın ciğerini söker sözcükleri :) Şimdi bi Murathan Mungan veya Küçük İskender şiiri cuk oturur.. onu da siz bulun..

     
  • Zafer Kılıç Tiyatro Sanatçısı-Yazar 05:27 on 15 December 2011 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags:   


    ‎”Suyun ve huyun kirlendigi, cezaevinde yüzlerce politik mahkumlarin öldügü ve öldürüldügü dönemde sessiz kalanların hayvan ve köpek sevgisini anlamak mümkün degil. ” demiş Mansur Antires; maddi ve siyasi sebeplerin diyalektik ilişkisinden ötürü gitmek zorunda kaldığı yurt dışında internet aracılığı ile uzun yıllar sonra yeniden gördüğünde köyünü. Web sayfasında, köyünün çocukluğunda hiç anılmayan iki şeyle met edildiğini görünce şaşkınlığını gizleyememiş; Atatürk ve Kangal sevgisi. Hayvan sevmek güzel şeydir, dili olmayan hayvanı sevmek yüce bir duygudur, dedikten sonra yukarıdaki duygularını ifade edip, insan sevgisinin önüne hayvan sevgisini koymanın paradoksluğuna vurgu yapmış. Cumhuriyetin Türkleştirme ve Sünnileştirme politikasından ötürü Kürt, Ermeni, Rum, Alevi diyarlarına yerleştirilen idelogların kimlik tüccarlığında, oyuncağı elinden alınıp kırılan Antires’in çocukluğunun ikinci döneminin arayışına benzer bir hikayesini gelin Sırrı Süreyya Önder’den dinleyelim:

     
  • Zafer Kılıç Tiyatro Sanatçısı-Yazar 14:28 on 04 December 2011 Kalıcı Bağlantı | Cevapla  


    Mustafa Kemal ile Lenin arasındaki temel fark neydi? Biri “halka rağmen halk için” çabalarken, “bir aşçıya bile devleti yönetmesini” öğretme çabasında olan başka biri. Halk (yönetilen) adına iktidarı ele geçirdiğini iddia eden ve onları yönetmeye aday üst tabakadan biri, halkı (yönetilenleri) makus talihinden koparıp yönetici yapmaya çalışan baldırıçıplak başka biri. Birincisi kısmen dua, çokça da bedduayla tarihte anılıyor ve/veya anılacakken, ikincisi hala son sözünü söylemedi… Biz baldırıçıplaklar: -ikincisinden mütevellit sınıf mücadelemizde- aşağıdan bir devrimle ekonomik sistemi alaşağı etmekle yetinmeyecek; onun egemen fikirlerini de insanlıktan sarfınazar -ya da net jenerasyonunun anlayacağı bir dille: ignore- edeceğiz… Zafer Kılıç

     
  • Zafer Kılıç Tiyatro Sanatçısı-Yazar 14:28 on 04 December 2011 Kalıcı Bağlantı | Cevapla  


    ‎”Tuhaf adama bakıp gülümsüyoruz, her örtbasa niyetlendiğimizde tuhaflığımızı…” ZK

     
  • Zafer Kılıç Tiyatro Sanatçısı-Yazar 14:27 on 04 December 2011 Kalıcı Bağlantı | Cevapla  


    Sivillerin yaptığı bir eylemde polis neden gerçek kurşun kullanır? Depremin öldüremediği genç talebeyi devlet neden öldürür? Elin başbakanına “siz öldürmeyi iyi biliyorsunuz” diyen bir başbakan kendi elinin kanını nereye siler?

     
  • Zafer Kılıç Tiyatro Sanatçısı-Yazar 14:27 on 04 December 2011 Kalıcı Bağlantı | Cevapla  


    Alışmak ve rutin görmek. Yahut üst perdeden tepki koymak. Bu ikisi arasında bir “kurbağa deneyi”ndeyiz. Suyumuz ısınıyor… #MuratEliboz

     
  • Zafer Kılıç Tiyatro Sanatçısı-Yazar 14:26 on 04 December 2011 Kalıcı Bağlantı | Cevapla  


    Güpgüneşli bir İstanbul sabahına günaydın. Tabiat ana kuş sesleri ve Mozart eşliğinde orgazm oladursun, benimse heybemde bi bok yok bugün…

     
  • Zafer Kılıç Tiyatro Sanatçısı-Yazar 14:26 on 04 December 2011 Kalıcı Bağlantı | Cevapla  


    Ve kelimeler kifayetsizliğini yendi. Güzeller güzeli Yuhanna; Matta, Markos ve Luka ile birleşip Barnabas’a koştular ve bir daha orta çağ karanlığına dönmemeye yemin ettiler Kitab-ı Mukaddes üzerine. Sonra da derinden bir huuuu (!) çekip “kardeşcik n’öryon bakem? shalom aleyküm. Şu engin dağların berisinde Bonoboizm diye bir yer varmış, na şuracıkta iki adımlık yol, iki tık ötede be! de hadi kap gel çıkınını” deyip Kabe’ye seslendiler. Az gittiler uz gittiler, dere tepe, aypi maypi, site mite düz gittiler. Aralarındaki sınırları yıkıp, laylaylom şarkılar eşliğinde, huşu içinde Bonoboizm (Bir Sevgi Devrimi) felsefesi ile bütünleşip kelimelerin anlamsızlığını afaroz ettiler. Paçaları sıvayıp, gömlek kollarını katlayıp Orhan Veli Kanık’ı yanlarına çırak olarak alıp Zafer Kılıç’la Bonoboizm Felsefesini Araştırma ve Geliştirme laboratuvarında işe başladılar. Onlar erdi muradına biz çıkalım tavan arasına ♥

     
  • Zafer Kılıç Tiyatro Sanatçısı-Yazar 14:24 on 04 December 2011 Kalıcı Bağlantı | Cevapla  


    Başlayan ilişki iletisini hadi beğendin, biteni ne bok yemeye beğenirsin, akla hayale zarar.

     
  • Zafer Kılıç Tiyatro Sanatçısı-Yazar 14:24 on 04 December 2011 Kalıcı Bağlantı | Cevapla  


    facede yarı çıplak poz veren on dört yaşındaki ki oğlan çocuğu belden yukarısı gözüken fotonun altına, sanat için soyundum, yazdıktan sonra altına not düşmeyi ihmal etmemiş: Altımda don var.. :)

     
  • Zafer Kılıç Tiyatro Sanatçısı-Yazar 02:04 on 27 November 2011 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: Zafer Kılıç. Bedelli Askerlik   


    Özüm için tweet vakti: Sermayeden fonu var aman yavrum laylaylom, üç vakte bedelliye yolu var şinanaylaylom..

     
  • Zafer Kılıç Tiyatro Sanatçısı-Yazar 01:17 on 26 November 2011 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: Twitter, Yazar,   


    ‎Zafer Kılıç yazıyor. Şiirler, öyküler, makaleler, aforizmalar yazıyor. Zafer Kılıç her konuda yazıyor, felsefe, siyaset, bilim, tiyatro, müzik, aşk, cinsellik yaşama dair ne varsa tekmili birden kaleminde yeniden, yeni sözcüklerle şekillenerek yepyeni bir bakış açısı sunuyor okura; Zafer Kılıç şimdi de Twitter’de yazıyor…

    https://twitter.com/#!/ZaferKiliic

     
  • Zafer Kılıç Tiyatro Sanatçısı-Yazar 06:44 on 25 November 2011 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags:   


    Ekmek şarap sen ve ben. Birde sabahın dördünde çorbacıda bol sarımsaklı, bol sirkeli işkembe…

     
  • Zafer Kılıç Tiyatro Sanatçısı-Yazar 06:42 on 25 November 2011 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: AKP, CHP, Dersim,   


    Şu CHP ile AKP’nin sataşmalarını gördükçe gülmekten bir yerlerim şişiyor. AKP, CHP’nin hassas yerlerinden faydalanmasını iyi biliyor. Alevileri, Kürt’leri sevmediği her haliyle, her politikası ile belli olan konjonktürcü Makyavelist Tayyip Erdoğan, şimdide Dersim’le vurmaya çalışıyor CHP’yi ve Dersim’li başkanı Kılaçdaroğlu’nu. Daha önce özür dilemeyeceğini açıklayan Erdoğan, Alman Şansölyesinin neo Nazilerin cinayetlerine karşı “özür” çıkışından sonra, mevcut gündemden de yararlanmak adına samimi olmayan bir özür diledi. Samimi değil çünkü: her ne kadar Dersim katliamının sorumlusu partisel olarak CHP’ ise de zihin olarak CHP’nin ve AKP’nin bağrından kopup geldiği resmi devlet ideolojisinin Cumhuriyetçiliğidir. Dersim’de, Sivas’ta, Maraş’ta, Çorum’da olan bitenlerin hesabını vermedikleri müddetçe bu iki partinin iki yakası nazarımda bir araya gelmeyecektir…

     
  • Zafer Kılıç Tiyatro Sanatçısı-Yazar 06:41 on 25 November 2011 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: 24 Kasım, Öğretmen Günü,   


    ‎24 Kasım’ı kutlamıyoruz çünkü: Türkiye’de ataması yapılmayan 300 binden fazla öğretmen var. Alanım tiyatro-drama olduğu halde, devlet yetkilileri sırf kadrolu öğretmen çalıştırmamak için bana “okur-yazar öğretmenliği” için ücretli öğretmenlik teklif ediyorlar. 24 Kasım’ı kutlamıyoruz çünkü 100 bini aşkın ücretli öğretmen var. 24 Kasım’ı kutlamıyoruz çünkü yüz binlerce işsiz öğretmenin simgesi açlık grevinde olan Şafak Bay arkadaşımız atamasını beklerken daha yeni kanserden hayatını kaybetti. 24 işsiz öğretmen intihar etti ve Van’da 75 öğretmen depremde hayatını kaybetti. 24 Kasım’ı kutlamıyoruz çünkü öğretmen Profesör Büşra Ersanlı ve nice öğretmenlere karşı inanılmaz bir baskı ve yıldırma politikası ile karşı karşıyayız. 24 Kasımınızı alın… Arife tarif gerekmez..

     
  • Zafer Kılıç Tiyatro Sanatçısı-Yazar 23:30 on 21 November 2011 Kalıcı Bağlantı | Cevapla  


    Hangisi daha korkunçtur tartışılır belki, ama şu cinsiyetçilik ırkçılık ve dincilikten daha lânet bir şey bana kalırsa. O denli içselleştirmiş, bütün bir kültürümüze yaymışız ki, istesek de kurtulamıyoruz bu hastalıktan. Cinsiyetçiliğin yeni bir icadını bu aralar sosyal paylaşım sitelerinde fark ettim. Yeni nesil gençler (hetero veya homo, fark etmez) bir diyalogu geçerken: (+) artı ve (-) eksi simgelerini konuşan kişiyi belirtmek için kullanıyorlar. Ve pozitif erkeği, negatifse kadını temsil ediyor. Bunu hangi aklı evvel başlattı bilmiyorum ama diyaloglar kadın ve erkeğin nötr olduğu (–) işareti ile temsil edilir. İkisi de eşittir, biri pozitif, diğeri negatif, biri artı diğeri eksi, biri üstün, diğeri aşağı değildir.

     
  • Zafer Kılıç Tiyatro Sanatçısı-Yazar 23:30 on 21 November 2011 Kalıcı Bağlantı | Cevapla  

    Ufak Bir Serzeniş 


    Dostlar: bir karar vermek zorundayız. Kemalizm’le bütünleşik bir Stalinist küçük burjuva sol hareketinin sınıf mücadelemize katkısı nedir? Katkısı şöyle dursun, enternasyonal mücadeleyi, işçi dayanışmasını baltalamaktan başka bir eylem koyabilmekte midir? Hiç şüphe yok ki bizim mücadelemiz ideolojiler üstüdür. İnsan-çevre ilişkilerini belirleyen etmen ekonomiyse ve tamda Marks, üstyapıdan önce bize altyapıyı işaret ediyorsa, şu halde, halk kitlelerini, yoksulları, ötekileri, ezilenleri aşağılamak niye? İnsanların ekonomik yetersizliklerini, inançlarını, kutsallarını, etnik kimliklerini ve cinsel yönelimleri aşağılamak, inancı-kültürü gereği başörtüsü takan, çarşaf giyen, sakal bırakan insanları gerici, öcü, yobaz olarak göstermek ve alaya almak, öte yanda başı açık fakat yoksulları geri bulan, Kürt halkına düşmanlık besleyen, eşcinsellere karşı nefret taşıyan, antidemokratik, faşist kadınları çağdaş, ilerici olarak göstermek nasıl bir mantık ve insaftır? Çağdaşlık biçimselci, şekilci yaklaşmak mıdır? Emekçi kitleleri aşağılayarak mı muasır olunur?

    Dostlar, sizi bilmem ama benim öncelikli sorunum karnımı doyurmaya çalışmak. Sonrasında da herkesin benimle eşit koşullarda yaşaması için mücadele etmek. Ancak ve ancak her alanda eşitliği hedeflemiş bir toplum gelişebilir, çağdaş, çağcıl, ilerici olabilir. Ve siz bu hedefe –sınıfsal devrime- ulaşmamda önüme engel koyuyorsunuz. Buysa, benim yumruğumu sıkıp, kaşlarımı çatmama, burun deliklerimi büyütmeme neden oluyor. Böyleyken böle, sosyalizmi, işçi hareketini ezilenlerin gözünde parçalıyorsunuz. Siz elitlerin şuan için karın doyurma, geçinme sorunu olmayabilir ve ekonomik kaygı sizin için ideolojilerden sonra gelebilir, buda sizlerin oturup sözde gerici bulduğunuz olgularla mücadele etmenizi sağlıyor olabilir ama emekçi kitlelerin, ezilenlerin, yoksulların derdi evvelâ karın doyurmak, para kazanmak, sonrada eğitim ve kültür düzeylerini arttırıp sizin entelektüel birikiminize ulaşmak. Sınıf bilinci olsun veya olmasın, emek mücadelesi içinde olan insanların dini inançları ne olursa olsun, ister dindar olsun isterse seküler, ideolojik kaygıları hep ikinci çoğu zamanda üçüncü, beşinci sıradadır. Bakınız, Marks “din afyondur” derken dini inançları aşağılamak adına söylememiştir bunu. İnsanların bütün inançlarını, değerlerini metalaştıran kapitalist sistemin elinde din afyon görevi görmektedir, demiştir. Çok mu oluyorsunuz acaba; facebook, blog gibi sosyal paylaşım alanlarında orta sınıf-küçük burjuva insanların, bilhassa genç arkadaşların işi gücü dindarlarla uğraşmak, onların değerlerine saldırmak, alay etmek olmuş. Bu arkadaşlar aynı ayrımcılığı Kürt’lere, eşcinsellere, yoksullarla karşı da ortaya koyup, nefretçi, homofobik bir tutum takınıyorlar. Küfürün, argonun, hakaretin biri bin para. Bunlar varoş, bunlar apaçi, bunlar arabeskçi, repçi, gibi aşağılamaların haddi hesabı yok. Bunları görüyorum, paylaşımları gözümden kaçmıyor. Çoğu zaman bilinçli, bazen de bilinçsizce yapılıyor olsa da son derece yanlıştır bu kardeşler. SİP-TKP’li, bazı CHP’li, İşçi Partili arkadaşlar, bazı agnostik, nihilist, ateist arkadaşlar, İnci sözlük, Zeitgeist ve benzeri oluşumlar içindeki bazı arkadaşlar bu hataları sık tekrarlamaktadırlar. Biz komünistler, seçkinci, elit tabakanın aksine kitlelerin kültürsüzlüğü ve cahilliği ile uğraşarak bunları onların başlarına kakmayız. Bakın, bu yazıyı beş dakika içinde yazdım, çok mu dolmuşum ne. İnsanların kültürsüz, eğitimsiz, cahil olmaları onların suçları değil, içinde yaşadığımız ve bir parçası olduğumuz ekonomik ve politik sistemin, başka bir değişle kapitalist sömürü sisteminin, egemen sınıfın suçudur. İşte bu yüzden, mücadele kapitalizmin ezdiği yoksul insanlar ve onların kültürleriyle değil, kapitalizmin kendisi ile olmalıdır. İnsanlığın gerek ekonomik gerekse de kültürel olarak gelişiminin önünde ki en büyük etken vahşî kapitalist sistemdir. Belli bir elit tabakanın, seçkin sınıfın yerine bütün bir insanlığın İlerlemesinden, cahilliğin yok edilmesinden, toplumsal gelişmesinden yanaysak evvelâ şu kapitalizmden kurtulmak gerekir. Derdiniz buysa o halde yapacaklarınız da bunlardır. Beyler, ablalar, bacılar: derdiniz; sizlerin bolluk içinde yaşayıp, eğitim ve kültür seviyenizin ekonomik olanaklarınızdan dolayı çoğunluktan yüksek olması sebebiyle onları aşağılamak, beğenmemek, egolarınızı tatmin etmek ve iktidarı yeniden ele geçirip iktidar araçlarını ezilenlere, yoksullara karşı kullanmaksa, o zaman lütfen sol, sosyalizm, ilericilik, devrimcilik kılıfına bürünüp insanları kandırmayın. Bakın hiçin sinirlenmiyorum bile… Lütfen…

    Zafer Kılıç

     
  • Zafer Kılıç Tiyatro Sanatçısı-Yazar 23:29 on 21 November 2011 Kalıcı Bağlantı | Cevapla  

    Van Depremi İzlenimleri 


    Van’dayız. Şimdi aktaracaklarım bir uzman görüşü değil, geçinmek için demir toplayıp satan ve şuan yazlık çadırlarda kalan depremzede çocuk ve gençlerin tespiti. Bina enkazları kamyonlarla Van’ın uzak mahallerine istifleniyor. Vanlılarda bu enkazlardan kalan ve kilosunu 25 kuruşa sattıkları demirleri betonlardan sökerek topluyorlar.

    -Zor olmuyor mu peki koca betonlardan demirleri sökmek? diye soruyoruz.

    Kapkara saçlı, kömür karası gözlü, esmer tenli, elleri yüzleri kirpas içinde, sıskacık, çelimsiz, kavruk, kirloş oğlan çocuklarından kıvırcık saçlı ya da uzun zamandır yıkanıp taranmamaktan saçları kıvır kıvır olmuş, lâstik ayakkabısının birinden ayak parmağı dışarı fırlamış olan Mefer (Türkçesi: Umut), o buz gibi havada bütün acılarına ve yoksulluğuna rağmen gülümseyerek:

    -Yoh! Hiç zor değildir ki abiy, betonlar kalitesizdir, hepsi çürük çıkıy, tuttuğumuz gibi elimizde kaliy, diyor.

    Susuyoruz, sadece susuyoruz.

    Yaklaşan yeni bir kamyonu görünce çocuklar sevinç içinde, zılgıt çekerek moloz yüklü kamyona doğru koşup, bizi unutuyorlar.

    Bizse, depremin değil yoksulluğun insanları öldürdüğüne bir kez daha tanık oluyoruz…

    Zafer Kılıç

     
  • Zafer Kılıç Tiyatro Sanatçısı-Yazar 22:41 on 21 November 2011 Kalıcı Bağlantı | Cevapla  


    Atina’ya, Selanik’e, Tahrir meydanına, İskenderiye’ye, Mısırlı, Suriyeli direnişçilere ve Birleşik Devletlerde ki kapitalizm karşıtı eylemcilere selâm olsun… Demokrasi havarîliği yapan ABD’nin içler açısı halini bir kez daha gördük. Kapitalizm karşıtı en ufak bir demokratik eyleme dahi müsaade etmeyen ABD, elleri bağlı halde yere oturttukları öğrencilere biber gazı sıkacak kadar demokrasiden fazlaca nasiplenmiş. Yaka paça herkesi gözaltına almakta bu demokrasinin ileri aşamasına delâlet olsa gerek…

     
c
Compose new post
j
Next post/Next comment
k
Previous post/Previous comment
r
Cevapla
e
Düzenle
o
Show/Hide comments
t
Go to top
l
Go to login
h
Show/Hide help
shift + esc
Vazgeç
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

%d blogcu bunu beğendi: